ΦΩΝΗ ΚΥΠΡΙΩΝ – KIBRISLILARIN SESİ – CYPRIOTS’ VOICE
BİLDİRİ no. 49 – HAZİRAN 2025
Kıbrıslıların Sesi, 28 Haziran 2025 tarihinde toplandı ve Kıbrıs sorununun bir bileşeni olarak mülkiyet meselesinin çözümüne dair mevcut sosyopolitik durumu inceledi. Endişeler ve sonuçlar, daha ileri çalışma için not edildi:
- Hukuki boyut:
- Rum Kıbrıslıların açtığı davalar ve bu davalardaki mahkeme kararlarının uygulanması, mal sahibinin mülkünden mahrum kalmasının üzerinden geçen zamanın kritik önemini ortaya koymaktadır. Özellikle:
- Türk askeri müdahalesi nedeniyle malın kullanımı veya kaybı için gerçekçi şekilde elde edilebilecek temel telafi şekli maddi tazminat olarak şekillenmiştir; iade ve takas seçenekleri pratikte uygulanabilir olmamıştır. Türkiye aleyhine kazanılan davaların gereği yerine getirilmemektedir ve tazminat ödenmemesi, yargı yoluyla zorla mülkten yoksun bırakılma suçunun giderilmesinde etkinliğin olmadığını göstermektedir.
- Askeri müdahale nedeniyle zorla yerinden edilme dahi olsa, mal sahiplerinin mülklerine erişim ve kullanım imkânının ortadan kalkması, mülkiyet kavramını zayıflatmaktadır.
- Mahkemenin Annan Planı hükümlerine atıfta bulunması, mülkiyet haklarının zayıflatıldığını ve mülkün uzun süreli kullanımıyla yeni haklar tesis edilmesi bakımından siyasi faktörlerin dikkate alındığını açıkça göstermektedir.
- Mağusa ile ilgili son davada EVKAF’ ın dava sürecine müdahil olması, sadece KKTC veya Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından verilen tapulara dayanılarak yapılan mülkiyet zeminini zayıflatmış ve “tartışmasız mal sahibi” yerine “talep sahibi” kavramını öne çıkarmıştır.
- Yargı süreci:
Her iki taraftaki tapu daireleri, mülkiyet devir işlemlerine (ebeveynlerden mirasçılara dahi) gereksiz engeller getirmektedir. Bürokrasi, güneydeki Türk mülkleri Gardiyanı ve kuzeydeki Gayrimenkul Komisyonu’nun keyfi kararlarıyla güçlenmektedir. Yargı işlemleri, Kıbrıslı Türk mülklerinin doğal mal sahibine değil de “Kıbrıs Türk Varlıklar Gardiyanı gibi bir “kayyum” tarafından yönetilmesiyle daha da karmaşık hale gelmiştir. Kayyum, kuzeydeki askeri müdahalenin dayattığı zorunlu mülkiyet değişimine dayanarak, güneydeki Kıbrıslı Türk mülkleri ile kuzeyde terk edilmiş Kıbrıslı Rum mülklerinin “Eşdeğer” takasını gerekçe göstererek gerçek mal sahibinin haklarını askıya almaktadır. Mahkemeye intikal eden birkaç dava dışında tazminatlar, piyasa değerinin çok küçük bir yüzdesini ancak karşılayabilmiş, adil tatmin sağlamamıştır. - Sosyal boyut:
Toplumlar arası çatışmalar, 1958’den itibaren birçok aileyi mülklerinden mahrum bırakmış, 1964’te tırmanmış ve 1974 askeri müdahalesi ile doruğa ulaşmıştır. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rum şiddetinden korunmak adına gettolara sıkıştırılmış ve buradaki liderlik ve Türkiye tarafından ayrılıkçı kimlik benimsemeye ve milliyetçi bir şekilde Türkleştirilmesine yönelik baskı altında bırakılmıştır. Bu süreçte yerel Kıbrıs diyalektine yasak, “Türkten Türk’e” ekonomik doktrini, dinsel İslamlaştırma gibi uygulamalar benimsenmiştir.
1974 toplu mübadele sonrası, kuzeydeki yönetim tarafından zorunlu mülkiyet değişim sistemi getirilerek, Kıbrıslı Türklere terk edilmiş Kıbrıslı Rum mülkleri verilmiştir; bu da mal değişimini normalleştirip “fiili sahiplik” algısını oluşturmuştur. Türkiye’den gelenler KKTC vatandaşlığına geçip mülk sahibi olmuş, yerli Kıbrıslı Türkler ile eşit haklara sahip hale gelmişlerdir. - Gayrimenkul piyasasının potansiyeli:
Mülkiyet meselesi çevresindeki ekonomik faaliyet, zayıf hukuki temeller nedeniyle başarısız olmuştur. Uluslararası kurumlar, KKTC’yi Türkiye’nin bir “alt yönetimi” kabul etmekte; kontrolu elinde tutan sıfatıyla Türkiye, ihlallerden ve tazminatlardan doğan sorumluluğu üstlenmektedir.
KKTC yönetimi tarafından kurulan ve Türkiye tarafından tanınan Gayrimenkul Komisyonu (IPC), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mülkiyet davalarında geçerli bir başvuru yolu olarak kabul edilmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumları IPC’ ye başvurmaktan caydırmaktadır; buna rağmen binlerce başvuru yapılmış, çoğu düşük tazminatlarla sonuçlanmıştır.
Türkiye, mahkeme kararlarıyla belirlenen tazminatları ödememekte, bu tür işlemlere vergi koyarak tazminat ödemeleri için fon oluşturmayı hedeflemektedir. Bu sistem yetersiz bulunmakta, mülkiyet meselesinin distopik yükünü artırmaktadır.
Bir çözüm önerisi olarak, İnsan Hakları ihlallerine ilişkin mahkeme tazminatlarının ödenmesine yönelik uzun vadeli bir Dünya Bankası veya IMF kredisi Türkiye’ye önerilmelidir. Bu büyük mali destek ekonomiyi canlandırıp diğer Kıbrıs sorunlarının çözümüne olumlu zemin hazırlayacaktır. - Mülkiyet konusunun çözümü için iki toplumlu teknik komite önerisi:
Her mülkün gerçek sahibinin tespiti, mülkiyet meselesine dair geçmiş ve gelecekteki işlemlerin hukuka uygunluğu için şarttır. 1963 öncesi yasal sahipleri kaydeden bazı tapu kayıtları KKTC’de tutulmaktadır.
Miras veya satış yoluyla mülkiyet değişiklikleri ile ticari faaliyetler veya kamulaştırma nedeniyle arazi kullanımı değişikliklerinin oluşturduğu karmaşık ilişkiler aydınlatılmadan kapsamlı bir çözüm uygulanamaz.
Bu nedenle, her mülke ait tüm verinin dijital ortamda güvenilir bir sicil oluşturulması elzemdir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyeti aracılığıyla İki Toplumlu Teknik Komite kurulması, mülkiyetle ilgili müzakereler kapsamındaki mülkler için acilen bir veri tabanı hazırlaması önerilmektedir. Bu, sınırları ve olanakları belirleyecek ve mülkiyet temelli politik bir anlaşma için zemin oluşturacaktır. - Mülkiyet meselesinin politik boyutu:
Mülkiyet meselesinin karmaşıklığı; teknik zorlukları, hukuki boyutları, mahkeme kararları ve mal sahibi beklentileri ile uzun süreli zorla el koyma ve arazi işgalinin fiili sonuçları arasındaki dengenin değerlendirilmesini gerektirir. Bu etkenler kapsamlı politik çözüm olasılığını belirler.
Ancak, teknik sorunlar, Kıbrıs sorununu çözme yönünde siyasal irade varsa çözülebilir.
1974’te bozulup yarım asırdır düzelmeyen durumlar için “normal dönemlere” uygulanacak düşünme tarzı geçerli değildir.
Kıbrıslıların Sesi, Kıbrıs sorununu çözmenin; toplumsal olarak toprak gerçeklikleri ve halkın sosyoekonomik ihtiyaçları ile uzlaşmayı, ayrıca tüm toplumların eşit bir şekilde beraber yaşayacağı yeni bir siyasi çerçevenin hazırlanmasını gerektirdiğine inanmakta; Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan kalıcı ve sürdürülebilir barış çabasına halkın katılımını teşvik etmektedir.
05/072025
